Arşiv: 'Düşünce Yazıları'

TÜRK DIŞ YATIRIMLARI VE TÜRK EKONOMİSİNİN ULUSLARARASI REKABET GÜCÜ

Cuma, Ağustos 16th, 2007

Dr. Emin AKÇAOĞLU

Bugünün Türkiye’si dünya ekonomisiyle önceki dönemlere kıyasla çok daha yüksek düzeyde bütünleşmiştir. Dünya ekonomisinin de yekpare bir yapıya sahip olmadığı ve esasen üç büyük bloktan oluştuğu dikkate alındığında; Türkiye’nin dünya ekonomisine, merkezinde Avrupa Birliği’nin (AB) bulunduğu geniş Avrupa ekonomisinin bir uzantısı biçiminde eklemlendiği görülmektedir. 24 Ocak 1980 Kararlarından önceki dönemde dışa kapalı ithal ikâmeci yapının hâkim olduğu Türk ekonomisinde; bu tarihten sonra dış ticaretin serbestleştirildiği ve teşvik edildiği bir devre yaşanmıştır. Ayrıca, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu 1989 yılında alınan 32 Sayılı Karar ile değiştirilmiş ve Türkiye ile dışı arasındaki sermaye hareketlerini kısıtlayan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yanı sıra, Avrupa Birliği ile imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması 1996 yılının başında uygulamaya sokulmuş; 1999 yılında kamusal nitelikli uyuşmazlıklarda da hakeme başvurulabilmesi imkânı (uluslararası tahkim) yasal düzenlemeye bağlanmış; 2003 yılında çıkarılan yeni Yabancı Sermaye Yasası’yla, yabancı sermayeli yatırımlar önündeki tüm kısıtlamalar kaldırılmış ve böylelikle Türk ekonomisinin dünya ekonomisiyle bütünleşme süreci tamamlanmıştır. Dolayısıyla Türk ekonomisi – siyasî boyutta Türkiye’nin AB’ne tam üyelik sürecinin nasıl sonuçlanabileceği bir yana – daha şimdiden AB merkezli geniş Avrupa ekonomisinin bir parçası durumuna gelmiştir.

Bu yapısal dönüşümün Türk firmalarının rekabet güçleri üzerinde derin etkiler yaratması kaçınılmazdır. 1980′lerden önce koruma duvarları ardındaki ulusal pazara yönelik olarak yüksek kâr oranlarıyla çalışan Türk firmaları; ulusal pazarın dışa entegrasyonuyla birlikte son yirmi beş yılda, yeni rekabet stratejileri geliştirmek zorunda kalmışlardır. Özellikle Gümrük Birliği’ne katılımdan sonra Türk firmaları için ‘iç pazar – dış pazar’ ayrımı anlamını yitirmiştir. Bir başka ifadeyle, ulusal ve uluslararası pazarlardaki rekabet koşulları ‘aynılaşmıştır’. Dolayısıyla firmalar önceleri sadece dış pazarlarda rekabet ettikleri yabancı ülke firmalarıyla, kendi iç pazarlarında da rekabet etmek zorunda kalmışlardır.

(more…)

TÜRK DIŞ YATIRIMLARI VE ULUSLARARASI REKABET GÜCÜ

Cuma, Ağustos 16th, 2007

Dr. Emin Akçaoğlu
Türk ekonomisi tarihsel kırılma denilebilecek kadar belirgin bir dönüşümün tam ortasında. Türkiye her geçen gün dünya ekonomisine, merkezinde Avrupa Birliği’nin (AB) bulunduğu geniş Avrupa ekonomisinin bir uzantısı biçiminde eklemleniyor. 1980’den önce dışa kapalı ithal ikâmeci yapının hâkim olduğu Türk ekonomisinde önce dış ticaret (24 Ocak Kararları) ve sermaye hareketleri (1989 yılı - 32 Sayılı Karar) serbestleştirildi; sonra da AB ile Gümrük Birliği’ne girildi (1996). Fakat gittikçe hızlanan bütünleşme süreci bunlarla bitmiyordu. Ardından kamusal nitelikli uyuşmazlıklarda da hakeme başvurulabilmesi imkânı (uluslararası tahkim) yasal düzenlemeye bağlandı (1999) ve yeni Yabancı Sermaye Yasası’yla (2003), yabancı sermayeli yatırımlar önündeki akla gelebilecek tüm kısıtlamalar kaldırıldı. Türk ekonomisi artık bütünüyle – Türkiye’nin AB’ne tam üyelik sürecinin nasıl sonuçlanacağı bir yana – AB merkezli geniş Avrupa ekonomisinin bir parçasıdır. Bu durum Türk ekonomisinin AB’ne demirle(n)mesidir!

Bu yapısal dönüşüm Türk firmalarının rekabet gücünü derinden etkilemiştir. Önceleri gümrük koruması altında ulusal pazar için yüksek kâr oranlarıyla çalışan Türk firmaları rekabetin gerçek anlamını 1980’lerde kavradılar. Özellikle Gümrük Birliği’yle birlikte Türk firmaları için ulusal ve uluslararası pazarlardaki ‘rekabet koşulları aynılaşırken’, ‘iç pazar – dış pazar ayrımı’ anlamsızlaştı ve yerliler yabancılarla, iç pazarda da rekabet etmek zorunda kaldılar. Bir başka ifadeyle gelinen aşamada ulusal pazar uluslararasılaşmıştır.

Bu durum özellikle son birkaç yılda ülkemize gelen yabancı sermayeli doğrudan yatırımların yarattığı yeni koşullarda iyice belirginleşiyor. Yabancı firmalar başta finansal hizmetler sektörü olmak üzere neredeyse tüm sektörlerde ‘satın almalar’ yoluyla Türkiye’ye geliyorlar. Bu hususta ‘kritik eşik’ çoktan aşıldığı gibi sürecin – artık istenilse bile –geri çevrilemeyecek bir ivme kazandığı görülüyor. Ortaya çıkan yeni koşullar altında pekçok Türk firmasının temel sorunu rekabetçi olabilmek (hatta sadece ayakta kalabilmek). Öyleyse yeni ve etkili rekabet stratejilerinin geliştirilmesi gerekiyor.
(more…)

Yabancı Sermayeli Banka Girişleri Sınırlanabilir mi?

Salı, Mayıs 1st, 2006

Finans Kulüp’ün internet sitesinde 3 Ağustos 2005’te yayınlanan ‘Türk Bankacılığına Yabancı Sermayeli Girişler’ başlıklı yazımı “… Türk bankacılık sektöründe yaşanan değişimi ve bunları zorlayan krizleri Türk ekonomisinin ‘reel’ sektörlerinden ve ‘genel birikim modelinden’ bağımsız düşünmek mümkün değildir. … Bu noktada, oligopolist rekabetin uyardığı reaksiyoner stratejilerin …, ’satın alma yönünde güdülenmiş’ yabancı alıcılar kadar ‘pazardan çıkışta geri kalma ve zarara uğrama’ kaygısıyla hareket edebilecek satıcılar için de geçerli olacağı not edilmelidir. Bu çerçevede, bugünlerde dile getirilen ve sektördeki yabancı sermaye payının hangi düzeylere erişebileceğine ilişkin görüşlerin genellikle çok iyimser oldukları düşünülmektedir. Ayrıca bu tür tahminlerin ne tür varsayımlara dayandırıldıkları da genellikle açıklanmamaktadır. Son olarak, Türk bankacılık sektöründe yabancı sermayenin sınırlanması yönündeki görüşlerin benimsenmesi durumunda, eldeki politika seçeneklerinin de çok sınırlı olduğu not edilmelidir. Bu doğrultudaki tercihler değerlendirilirken kamu bankalarının konumu ve geleceği çok büyük önem taşımaktadır” diyerek bitirmiştim.

(more…)

Türk Bankacılığına Yabancı Sermayeli Girişler

Salı, Mayıs 1st, 2006

Son dönemde Türkiye’nin ekonomi gündeminin en önemli konularından biri ‘Türk bankacılığına yabancı sermayeli girişler’ konusudur. Bu durum Türk bankacılık sektörünün yabancı sermaye olgusuyla ilk kez tanışıyor olmasından kaynaklanmıyor. Tersine, yabancı bankaların Türkiye’deki faaliyetleri Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden bu yana, farklı yoğunluklarda da olsa her zaman mevcudiyetini korumuştur. Cumhuriyetin 1923′te kurulmasına rağmen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ancak 1930 yılında kurulabilmesi bile bu durumun çok çarpıcı bir örneğidir ve Osmanlı Bankası’nın Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgilidir. Türkiye’deki yabancı sermayeli bankalar uzunca bir dönem, hem sayıca hem de faaliyet alanları bakımından dar bir çerçevenin içinde kalmışlardır. Öte yandan 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları sonrasında, faaliyet alanlarında çarpıcı bir genişleme olmamakla birlikte, sektördeki yabancı banka sayısı hızla artmıştır.
(more…)

Beyin göçüne yeni yaklaşımlar

Pazartesi, Mart 19th, 2006

Son yıllarda yaşanan ekonomik krizler, Türkiye’yi daha önce görülmemiş yeni bir durumla tanıştırdı: İyi yetişmiş ve hayatlarını zihinsel becerilerini kullanarak kazanan ‘beyaz yakalı’ profesyonellerin kitlesel işsizliği.

Özellikle zor durumdaki bankaların birbiri ardına kapanmasıyla, son derece çarpıcı bir biçimde beyaz yakalıların da işsiz kalabileceği gerçeğine tanık olundu. Üstelik ekonomik küçülme, işlerini kaybedenlerin ülke içinde yeni iş bulma imkânlarını da daralttığı için bu defa Türkiye’nin gündemine yeni bir konu daha giriyordu: İşsiz profesyonellerin yurtdışına kitlesel göçü konusu. Yetişmiş işgücünün zengin ülkelere kaptırılması sorunu “beyin göçü” olarak adlandırılmaktadır.

(more…)

Bankacılıkta Yabancı Sermaye

Pazar, Mayıs 7th, 2005

Uzunca bir süredir Türkiye’nin gündeminde bulunan yabancı sermaye olgusu üzerinde, önceleri genellikle finans dışındaki sektörler için durulurken; konu, 2001 yılındaki ekonomik bunalımın tetiklemesiyle bankacılık sektöründe açığa çıkan çöküşle birlikte finansal hizmetler sektörünün de gündemine girdi. Demirbank’ın İngiliz sermayeli HSBC tarafından satın alınması bu yeni gündemin habercisiydi. Ardından İtalyan UniCredito – Koçbank, BNP Paribas – TEB, Fortis – Dışbank, UniCredito/Koç – YKB, Rabobank – Şekerbank arasındaki devirlerle ya da devir söylentileriyle Türk bankacılığında yabancı sermaye konusu ekonomik gündemin en üst sırasına yerleşmiştir. Türk bankacılık sektöründe ortaya çıkan yabancı sermayeye ilişkin durumu anlayabilmek için konuyu dünya ekonomisinin bütünü içinde değerlendirmek gerekmektedir.

(more…)

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları Hakkında Bir Not…

Salı, Ağustos 19th, 2002

Günümüzde gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm ülkeler doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını özendirme konusunda, kendi koşullarına uygun politikalar uygulama çabasındalar. Özellikle ulusal geliri ve buna bağlı olarak tasarruf oranı düşük düzeydeki ülkeler icin yabancı sermaye yatırımları ulusal tasarruf açığını kapamak icin vazgeçilmez bir araç olarak algılanıyor.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sağlayabilecekleri yararlar sadece evsahibi ülkenin tasarruf açığının giderilmesi ile sınırlı değildir. Yanısıra muhtemel yararlar arasında istihdam yaratılması, teknoloji transferi, teknik ve yönetsel becerilerin aktarılması ve dünya pazarlarına erişilmesi için yeni imkânlar sağlanması sayılabilir.

(more…)

Niçin Yanlış

Pazartesi, Ocak 1st, 1995

============================
9. Serbest Kose [Petek - İTÜ Mezunları Derneği Elektronik Dergisi]
============================
9.1 Nicin Yanlis, Emin Akcaoglu
============================
——————————————–
9.1 Nicin Yanlis
——————————————–

Turkiye onlarca yildir devlet kaynaklariyla yurt disina ogrenci gonderen
bir ulke. 1929 yilindan bu yana 1416 sayili kanunla Bati’nin gelismis
ulkelerine gonderilmis binlerce ogrenci bugun Turkiye’de ya da baska
ulkelerde akademisyenler, burokratlar, teknokratlar ya da is adamlari
olarak kendilerinden beklenen sorumlulugu farkli anlayislarla da olsa
yerine getirmeye calisiyorlar. Sadece 1416 sayili kanunla degil, baska
yasal duzenlemelerin yarattigi imkanlarla da kamu fonlarini kullanarak yurt
disina gonderilen, kaymakamlar gibi kamu gorevlilerinin veya universite
calisanlarinin varligi da burada hatirlanmali. Bu cercevede soz konusu
edilen kaynaklarin buyuklugu tartisilamayacak kadar acik. Oyleyse hemen
sorulmasi gereken soru Turkiye’nin bu faaliyetle amacladiklarini elde edip
edemedigi konusuna iliskin olmali.

Kanaatimce harcanan kaynaklarin buyuklugu dikkate alindiginda elde edilen
sonuclarin, elde edilebilecek olanlardan hayli geride oldugu rahatlikla
algilanabiliyor. Bu konuda ayrintili bir calismanin yapilip yapilmadigini
dogrusu bilmiyorum ve maalesef yapildigini da sanmiyorum. En kisa zamanda
resmi ya da gonullu ozel kuruluslarca ‘devlet kaynaklari ile yurt disinda
yetistirilen ogrencilere’ iliskin bir raporun hazirlanmasinin son derece
yararli olacagi dusuncesindeyim. Sadece uygulamanin icindeki bir ogrenci
olarak bile gayet iyi biliyorum ki Turkiye cok onemli ve pahali bu
faaliyeti dikkat cekecek olcude plansiz ve el yordamiyla yurutuyor.
(more…)